wOLYH. 13/09/2008 Merhaba,Arkadaşlar bir kez daha felaket bölgesinin içine düştük, bu konuda çok fazla yorum yapmak istemiyorum artık, gözleri gören herkes ekteki İmkb100 haftalık grafiğine bakarak bu bölgede trend oluşturulması durumunda, geleceğin ne kadar vahim olduğunu görebilir. Burada sadece teknik anlamda bölgenin sınırını vermekle yetineceğim ve diğer grafiklere geçeceğim. Felaket bölgesi üst sınırımız gelecek haftaki kapanış için 37544’tür. Ekteki diğer grafikler Lehman Brothers, Fannie Mae, Freddie Mac şirketlerine ait grafiklerdir. Lütfen bu grafiklere basit şirketlere ait grafikler gözü ile bakmayınız. İlki, yıllardır gelişmekte olan ülkeleri demeç ve yorumları ile krizlere sokabilen ve bu mali krizlerin sonucunda da, bu ülkelerdeki milyonlarca insanın geleceği ile oynayan bir şirkettir. Diğerleri ise Amerika’daki trilyon dolarlar değerindeki mortgage kredilerine garantör olan ve yine milyarlarca dolarlık tahviller çıkarıp, bunları gelişmiş ülkelerin bile almasini sağlayabilecek derecede piyasalara güven verebilen dünyadaki gayrimenkul piyasasının lideri, piyasa yapıcısı denebilecek şirketlerdir. Daha doğrusu idiler !!! Bu şirketler için zaten basın-yayında uzun uzun yorumlar okuduğumuz için ben daha fazla detaya girmek istemiyorum ve sizlere gerçek olan tek noktayı tekrar hatırlatmak istiyorum Şirketlerin son fiyat değerleri ve Büyük Resim’leri Bu grafikleri serbest piyasalarda borsa, döviz, parite, gayrimenkul, tahvil, ... alım-satım yapan herkesin bir ozalitçide büyüttürüp her gün görebilecekleri bir yere asmaları, kendilerinin şiddetli bir şekilde hayrınadır. Fiyat teorisinin ne demek olduğunu, bir fiyatın nereye kadar düşebileceğini, bunun ne kadar sürede gerçekleşebileceğini, “sağlam” veya “güvenli liman” tanımının serbest piyasalarda ne anlama geldiğini, bu grafiklerden başka kimse bize bu kadar açık öğretemez. Freddie Mac bir senede yaklaşık 200’de 1’ine düşmüştür. Bu düşüşlerin makro ve mikro ekonomiye olası etkilerini ve oluşturabilecekleri “domino etkilerini” temel analistlere bırakıp, ben daha önemli olan başka bir noktayı tekrar hatırlatmak isterim. Bear Stearns ile ilgili epostada da aktarmıştım. Biliyorum bıktınız ama, bu o kadar önemli ki Piyasalarda başarılı olmak isteyenlere ne tavsiye edersiniz? 3 kural var 1 Zararı kısa kesmek 2Zararı kısa kesmek 3Zararı kısa kesmek. Bu 3 kurala uyarlarsa belki bir şansları olabilir. Borsa Sihirbazları’ndan alıntıdırSağlıkla kalın LEHMAN BROS HLD NYSE Day's Range - 52wk Range - FANNIE MAE NYSE Day's Range - 52wk Range - FREDDIE MAC NYSE Day's Range - 52wk Range - Brüksel... 2015 yılında mülteci krizinin çözümü üzerinden yeniden canlanan Türkiye-AB ilişkileri, tarihinin en sorunlu dönemini yaşıyor. Geçtiğimiz hafta Avrupa Parlamentosu Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin dondurulması yönünde karar aldı. Tavsiye niteliğindeki kararın bağlayıcılığı olmasa da, Türkiye’nin Kopenhag Kriterlerine uygunluğu meselesi 15-16 Aralık’ta bu kez Avrupa Zirvesi’nde ele alınacak. O zamana dek, AB ile Türkiye arasındaki perspektif farkının kapanması oldukça zor görünüyor. Türkiye açısından 15 Temmuz darbe girişiminin travması hâlâ canlı. Demokrasi konusunda hassasiyet gösteren Avrupalı devletlerin, seçilmiş hükümetin yanında net ve sağlam bir duruş sergileyememiş olması sindirilmiş değil. Öte yandan, terörle mücadele kapsamında, örneğin IŞİD’e karşı işbirliği bekleyen AB ülkelerinin, PKK’yı himaye eden tavırları da ikiyüzlü bulunuyor. AB ise 15 Temmuz sonrası Türkiye’de OHAL kapsamında yürütülen uygulamaların darbe yanlılarını temizlemenin ötesinde muhalefeti susturmayı hedeflediği, hukukun üstünlüğü, ifade ve basın özgürlüğüyle çeliştiği, dolayısıyla demokrasi ve insan hakları bakımından Türkiye’nin Kopenhag Kriterlerinden giderek uzaklaştığı görüşünde. Bu bağlamda idam cezasının geri getirilmesi tartışmaları, AB içindeki Türkiye karşıtlarının eline koz vermiş oldu. Bugün Türkiye - AB gerilimini Ankara ile Kopenhag Kriterlerinin çekişmesi olarak okumak mümkün. Türkiye güvenlik öncelikleri, AB ise demokrasi perspektifinden bakarak, haklılığını karşı tarafa kabul ettirmeye çalışıyor. AB’nin hükmedici tonuna ve yaptırım tehditlerine karşılık Türkiye de Şangay İşbirliği Örgütü gibi ittifak alternatifleri sunuyor. Oysa her iki taraf için bağları tamamen koparmanın maliyeti oldukça yüksek ve tercih edilebilir bir şey değil. Avrupa Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı; ihracatının yarısını AB ülkelerine yapıyor. Merkez Bankası verilerine göre 2002-2015 arası Türkiye’ye gelen yabancı yatırımın yüzde 75’i AB ülkelerine ait. Öte yandan, Türkiye jeopolitik konumu itibariyle bölgedeki sorunların çözümünde kilit aktörlerden biri. NATO’nun ikinci büyük askeri gücü. Terörle mücadele, mülteci krizi ve enerji güvenliği gibi birçok konuda AB ile işbirliği yapmakta. Bununla birlikte Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefi niyet olarak masada olsa da bugün gelinen noktada gerçekliğini yitirdiğini kabul etmek gerekiyor. Bu noktaya varılmasında, Türkiye’nin üyelik kriterlerini karşılayamamış olması kadar, AB’nin samimiyetten uzak yürüttüğü müzakere sürecinde yapmış olduğu hataların ve Türkiye’nin birliğe sağlayacağı katkıları görmezden gelen vizyon eksikliğinin payı var. Bugün Türkiye’nin eleştiri aldığı birçok konuda ilerleme kaydedebileceği Yargı ve Temel Haklar, Adalet, Özgürlük ve Güvenlik, Eğitim ve Kültür gibi müzakere başlıklarının 2008’den bu yana Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin vetosu yüzünden açılamadığı bir gerçek. Türkiye üyelik müzakerelerine dair kaybettiği motivasyonu, göçmen geri kabul anlaşması karşılığında AB’den beklediği vize serbestisi ile yeniden yakalamıştı. Ne var ki,15 Temmuz ertesi yükselen gerilim neticesinde anlaşma her an bozulabilir. Bir tarafta darbe girişimi sonrasında Rusya ile yakın ilişkiler geliştiren, tercihlerini daha bağımsız bir dış politika yönünde kullanan ve batı ittifakıyla ilişkileri sorgulanan Türkiye, diğer yanda aşırı sağın giderek güçlendiği, güvenlik konusunda sorumluluk almaktan kaçınan, birlik içinde bir arada hareket edebilme gücü kısıtlı, çözülmeye meyilli bir AB var. Değişime ayak uyduramayıp içe kapandıkça, dünya siyasetindeki gelişmeleri şekillendirme gücünü yitiren AB’nin Türkiye üzerindeki siyasi ağırlığı giderek azalmakta. Hal böyleyken, AB üyeliği hedefi, her ne kadar temsil ettiği değerler açısından muasır medeniyet seviyesine ulaşma yolunda bir nevi kıble vazifesi teşkil etse de, zaten epeydir somut ilerleme kaydedilmeyen üyelik müzakerelerinin durdurulması, umudunu yitirmiş Türk kamuoyu için komada olan bir hastanın fişten çekilmesinden ibaret olacaktır. Ancak her şeye rağmen Türkiye’nin batı ittifakıyla bağlarının ve karşılıklı çıkarların korunması adına AB-Türkiye ilişkilerinin daha gerçekçi bir zeminde yeniden tanımlanmasına ihtiyaç var. Bu bağlamda, İngiltere’nin Brexit kararı neticesinde AB ile müzakere edeceği yeni ortaklık mekanizması Türkiye-AB ilişkileri açısından yeni bir fırsat penceresi doğurabilir. O zamana dek diyalog kanallarının açık tutulması, tansiyonu indirecek bir söylem ve dil oluşturulması elzem. İşte AB Bakanlığı bünyesinde başlatılan AB ve Sivil Toplum Buluşmaları’ toplantı dizisi tam da bu amaca hizmet ediyor. İlki 29 Kasım’da Brüksel’de gerçekleştirilen toplantıların devamı Berlin, Londra ve Paris’te yapılacak. Basın mensupları, akademisyenler ve işadamlarının Avrupalı muhataplarıyla bir araya gelerek Türkiye’nin AB’ye katkılarını tartışacağı platformun buzları biraz olsun kırması bekleniyor. Tamam mı, devam mı? Tamam mı, devam mı? Sorusunu sorduğum anlar çok olmuştur kendi kendime. Bu soruyu her sorduğumda da Yaşlı Kartalın Öyküsü gelir aklıma. Tamam mı, devam mı? Sorusu pek öyle kolay yanıtlanacak bir soru değil. Vereceğiniz yanıt yaşantınızı temelden etkileyecektir. Neyse, ayrıntılara girmeden, Yaşlı Kartalın Öyküsünü paylaşayım sizinle. Yaşlı kartalın öyküsü ilham aldığım ve dostlarımla çok paylaştığım bir öyküdür. Bilirsiniz kartal kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. Kartalın ömrü neredeyse bir insan ömrü kadardır diyebiliriz. Yetmiş yıla kadar yaşayan kartalların olduğu söylenir. Kartal 70 yaşına ulaşmak iç 50 yaşına yaklaştığında bir durum değerlendirmesi yapmak ve bir karar almak zorundadır. Alınacak karar Tamam mı? Devam mı? Kararıdır. Bizde ellisine altmışına geldiğimizde tamam mı, devam mı diye sorarız kendimize. Ben bu sorunun yanıtını DEVAM olarak verdiğimden yaşlı kartal geliyor hep aklıma. Devam demenin riskleri zorlukları var elbet. Biz gelelim yaşlı kartalın öyküsüne Kartal elliye merdiven dayarken, pençeleri sertleştiğini, esnekliğini yitirdiğini ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma geldiğini fark eder. Gagasının uzayıp göğsüne doğru kıvrıldığını, tüylerinin kartlaşıp kalınlaştığını, uçmasını zorlaştırdığını görür. Eskisi gibi, hızlı uçamadığına, avını yakalayıp yükseklere taşıyamadığına üzülür. İşte tam bu aşamada bir seçim yapmak, Tamam mı, Devam mı? Sorusuna bir yanıt vermek zorundadır. Tamam derse ölümü seçmiş olacak, Devam derse, yeniden doğuşun acılı ve zorlu sürecini göğüsleyecektir. Bu zorlu yeniden doğuş süreci en azından dört beş ay büyük acılara katlanmasını gerektirecektir. Devam kararını veren kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya kovuğuna yerleşir. Ve hemen işe koyulur. Kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile tek tek pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. Dört beş ay sonra kartal, kendisine en azından yirmi yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir. Yeniden uçmak hem de bir genç kartal gibi… Yaşlı kartalın bana çok ilginç gelen öyküsü size de ilginç geldi mi bilemiyorum. Hayat bisiklet binmeye benziyor, pedala basılmadığında devrilen bisiklet gibi, insan da yapacak işi kalmadığında devrilip gidiyor. Her sabah uyandığınızda yapacak işiniz varsa, sistem çalışmasını ve kendini yenilemesini sürdürüyor. Yapacak işim kalmadığı dediğimiz anda da, sistemin kendini yenilemediğini bizi hızla sona yaklaştırdığını bilmeliyiz. O nedenle DEVAM demeliyiz her zaman. Siz devam dedikçe, yüreğiniz daha hızlı atacak, siz devam dedikçe, hücreleriniz de yenilenmeye devam edecektir. Yaşlı Kartalın Öyküsünü unutmayın. Devam deyin anasını satayım. Devam deyin de, en azından bir yirmi yıl daha fazla yaşayın. Yaşamak gerçekten güzel be kardeşim. Her yaşın kendine özgü bir güzelliği var. Sorunlarınız ne kadar ağır olursa olsun, inadına yaşamak deyin. İnadına yaşamaktan hiç vazgeçmeyin… Gerekiyorsa, yeniden doğuşun acılı sürecine katlanın. Gerekiyorsa ameliyat masasına yatın. Gerekiyorsa yenilenin. Baştan aşağı bir kontrolden geçin. Ve öleceğiniz güne kadar ayakta kalmaya özen gösterin. Mustafa Pala Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Bir gün milletimiz tamam derse ancak o zaman biz kenara çekiliriz” sözü muhalefeti harekete geçirdi. Aslında söylediği demokrasinin basit bir kuralıydı. “Seçimi kaybeden gider...”Ancak, zamanın ruhu farklı. Bir ihtimal olarak “gitmek” de gündemde. Erdoğan’ın sözleri farklı bir okumayla bir propaganda malzemesine çevrelere göre; AK Parti “Kaybetse de gitmez.” Daha da açıkçası, “Ne yapar ne eder de iktidarı vermez” fikriyatı muhalefette oldukça nedenle “Millet tamam derse gideriz” cümlesi, bir anda muhalefete psikolojik doping etkisi ya da kaybetmek İktidar, uzunca bir süredir seçim kazanmanın rahatlığıyla, karizmatik liderin öncülüğünde, “Nasıl olsa yine kazanırım” havasındayken, birden “kaybedebilirim”i de düşünmeye başladı. Ya da böyle bir izlenime yol da kaybetmek de siyasetin kuralı. 24 Haziran seçimlerinin iktidarın aleyhine sonuçlanması mümkün. Bir kısım çevrelerde büyük bir gerginlik dikkat çekiyor. “Uluslararası komplo”, “Seçim bir beka sorunu”, “Doları kumpas yoluyla yükseltiyorlar” şeklinde bir kampanyanın giderek dozunu artırdığını 16 yıl boyunca iktidara egemen olmak, bir statüko, bir iktidar ilişkileri ağı oluşturmuş durumda. Her istediğini yapabilen bir iradeden söz ediyoruz. Kurulmuş ve kurulmakta olan düzenler var. Ekonomi, uluslararası ilişkiler, güvenlik gibi konularda oluşmuş bir köklü düzen...İktidarı kaybetmek, elde edilen imtiyazları ve avantajları yitirmek kimsenin isteyeceği bir durum değil. AK Parti iktidarı elde tutmanın yollarını arıyor.“Tamam” kelimesi bugünlerde, muhalefet açısından bir simge haline dönüşmüş bulunuyor. Belli ki seçim kampanyasının ana teması da olacak gibi. Yani “kaybedeceksin” fikrinin hissedilmesi, ihtimal dahiline girmesi, muhalefeti motive ediyor, canlandırıyor, da buna “yola devam” sloganıyla karşılık veriyor. Bu durum, iktidarla muhalefet arasında anlamlı bir rekabet olarak sürüp rekabet makul bir düzeyde yürüyor. Umarız hep böyle seçmenin dediği olsun. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Milletimiz tamam derse kenara çekiliriz" sözlerinin ardından Tamam etiketi Twitter'da küresel trend listesinde ilk sıraya yerleşti. Tamam etiketiyle 2 milyonun üzerinde tweet atıldı. Daha sonraki saatlerde Devam etiketi de Twitter trend listesinde yükselmeye başladı. Devam etiketiyle de yaklaşık 400 bin tweet atıldı. Euronews'un sosyal medyanın nabzını tuttuğu programı The Cube'de son trendleri takip ettik.

tek çocuğu olanlar tamam mı devam mı