6gtS9Uz. Yunus Emre Hakkında Bilgi Taptuğun dergahına kırk yıl hep doğru odun taşıdığı rivayet edilen Yunus için anlatılanların ne kadarı gerçektir, bunu bilemiyoruz ama yediyüz yıldan beri hep doğruyu, güzeli, iyiyi söyleyen Yunus, elbette ki içi ile, dışı ile, katıksız bağlanışları ile gerçek bir velidir. Mal sahibi mülk sahibi Hani bunun ilk sahibi Mal da yalan mülk de yalan Var biraz da sen oyalan. diyen Yunus’un kalbi Allah’ın hazinelerinden kimbilir nanca nasip almıştı. Selçuklar Asrı», Anadolu’nun maddî ve manevî mânâda Altın Asrı »dır. Bu asır faziletin dilini, kâh Yunus’un ilâhisine, kâh Mevlâna’nın semasına terketmiştir… İnanışların en katıksızı Yunus’tadır… Sözün en vecizi Yunus’tadır. İman Yunus’tadır… Aşk Yunus’tadır. Taptuk’un dergâhında pise pişe bir kor haline geldi. Gitti her yeri nuruyla doldurdu. Ama kendisini hep o mütevazı kalıbın içinde mahviyetkâr bir ruh olarak gördü. Taptuğu yüzüstü bırakıp dergâhtan kaçmasını herkes başka türlü yorumlar. Lâkin biz Yunus’un Dergâha yük olmaması için kaçtığını» sanıyoruz. Yunus hangi makama erdiğini bilmiyordu… Şeyhi Taptuğa yalnız bu konuda inanmamıştı. Fakat bir âsâ, bir abâ ile dağlara düştüğü gün Erenlerden» olduğunu başkalarından duydu. Döndüğü zaman Taptuk kendisini kabul etti ama tarizde de bulunmadan edemedi. — Sen ne mertebede olduğuna biz söylediğimiz zaman inanmadın da, yabancılardan duyunca mı inandın?» Taptuk kerâmet göstermişti. Yunus Tapduğun ellerine kapandı… Yunus, seven adamdır. O serâpa aşktır. İlmi, aşk potasını yakmak için yakıt yapacak kadar aşk adamıydı… O, yaradanı seviyordu. Yaradılanı seviyordu. Bülbül gibi şakıyan Türkçesi ve tevazu ile ne güzel seslenir. Yaradılanı hoş gör Yaradandan ötürü Yalnız bu iki mısra bir insanı şair, bir şairi aşk adamı yapmaya yeter. Mübarek gecelerde buhurdanlardan ne zaman buhur kokusu yayılırsa, Yunus’un mısraları da bu kokularla birlikte uhrevî bir terennüm halinde Müslüman evlerini doldurup taşar. Yunus, Mevlâna’nın Mesnevi’de uzun uzun anlattıklarını bir iki mısrada söyliyen bir Velidir. Mevlâna, Yunus için hatırımızda kaldığına göre şöyle söyler İlimde hangi merhaleye ulaştımsa, karşımda Yunus denilen Türkmen dervişini gördüm.» Bir başka rivayet daha vardır. Güya Yunus Mevlâna’nın Mesnevi’sini dinledikten sonra — Güzel, güzel ama demiş; uzun yazmışsın. Hazret-i Mevlâna Türkmen Dervişi dediği Yunus’a sorar — Sen olsan nasıl yazardın? Ben olsam» der koca Yunus Etle deriye büründüm, Yunus diye göründüm. der. Eskişehir’de mezarı olduğu söylenir… Karaman’da Yunus’a ait bir mezar bulunduğu iddia edilir. Ama Yunus’un yattığı yer Mevlâna’nın deyimiyle Ârif olan kişilerin kalpleri»dir… kaynaknkfu Etiketlerbilgi, hakkında, hayatı, kimdir, yazı, Yunus Emre, Yunus Emre Hakkında Bilgi 0, Yunus Emre kimdir? Anadolu’da yaşamış büyük Türk halk şairi ve mutasavvuf olan Yunus Emre ile ilgili Yunus Emre’yi anlatan yazı. Tevfik ŞENDÖL / LANDSHUTOluşturulma Tarihi Kasım 23, 2021 1152Yunus Emre’nin vefatının 700’üncü yılı sebebiyle 2021 yılı, Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Organizasyonu UNESCO tarafından Yunus Emre Yılı’ olarak kabul edildi. Bu nedenle Landshut DİTİB Yunus Emre Camisi tarafından Yunus Emre’yi Anma ve Anlama Etkinliği’ Münih Başkonsolosu Mehmet Günay, Münih Eğitim Ataşesi Mustafa Çakır ve Münih Din Hizmetleri Ataşesi Ataşemiz Sıddık Yılmaz da katılıp birer konuşma yaptı. Çakır, “Çok verimli ve bir o kadar da etkileşimli bir etkinlik oldu. Bilgilerimizi paylaştık, yeni projeler konusunda fikir ve gönül birliği yaptık” dedi. Landshut Ditib Yunus Emre Camisi Yönetim Kurulu, yaptığı açıklamada, “Bugün Yunus Emre’yi Anma programını derneğimizde gerçekleştirdik. Programa teşriflerinden dolayı Münih Başkonsolosumuz Mehmet Günay , Eğitim Ataşemiz Prof. Dr. Mustafa Çakır ve Din Hizmetleri Ataşemiz Sıddık Yılmaz beylere teşekkür ederiz. Dernek üyelerimize, dernek başkanlarına ve din görevlilerine katılımlarından dolayı teşekkür ederiz. Programda emeği geçen dernek yönetimine, din görevlimiz Kadir Kınık hocaya, kadın kolları ve başkanı Azime Hal hanıma, Türkçe öğretmeniz Zeynep Karayazı hanıma ve gençlerimize şükranlarımızı arz ederiz. Dernek üyesi gençlerin ilahi korosu ve tiyatro gösterisi büyük ilgi gördü. Programın son bölümü ney ve ud eşliğinde Mehmet Doğan ve Kadir Kınık hocaların ilahi ve kasideleri dinlenildi” Alman- Türk Okul Aile Birliği, Türkçe öğretmeni Zeynep Karayazı, “Türkçe dersi öğrencilerinin iş birliği ile bizler de Yunus Emre’nin hayatından bir kesit anlatan skeç ile programa katıldık. Türkçe’nin edebiyat dili olmasında büyük katkıları olan, gönül insanı, tasavvuf şairi Yunus Emre’yi bir kez daha yad ediyor, programın düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz” dedi. Şathiye, Türk tasavvuf edebiyatında bir tür olarak esrarlı, ciddi, derinlikli bir duygu ve düşünceyi latife biçiminde, mizahi bir ifade ile iğneleyici ve alaycı bir şekilde anlatan şiirlerdir. Şath kelimesi alaylı söz anlamına gelmektedir. Şathiye türü şiirler, mutasavvıflar arasında yoğun ilgi görmüştür. Yüzünden okunan bir şathiye, ilk bakışta dini kurallara aykırı gibi gözükse de şerk edildiklerinde insan, mana incilerinin hazinelerine kavuşur. Farklı yorumlar, pek çok gizli gibi gözüken düşünceyi açığa çıkarır. Şathiyelerin açıklamalarına bakıldığında tasavvufla ilgili kavram ve fikirlerin gerçek anlamları öğrenilmiş olur. Bu edebi türün tasavvuf yolundaki şairler tarafından kullanılması, şathiye-i sufiyâne teriminin doğmasına sebep olmuştur. Cüneyd-i Bağdadî, şathiyeyi"Halin söze üstün gelmesi, keşif ve fetihlerin ruh dili ile konuşması" olarak açıklamıştır. Hallâc-ı Mansur, Şahabeddin-i Maktul,Cüneyd-i Bağdadî, Muhiddin-i Arabî. Bayezid-i Bistamî, Mevlana, Hacı Bektaş, Abdülkadir Geylani, Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Nesimi gibi sufi şairler şathiye söyleyenler arasındadır. Medrese hocaları şathiyelerin ince anlamlarını düşünüp yorumlamadan ’küfr-i sarih’’ kabul ederek bu tür şiir söyleyenleri dinsizlik ve dinden çıkmış saymışlardır. Bu yüzden şairlerinden idam edilenler olmuştur. Hallâc-ı Mansur’un, Enel-Hak’ sözünü Nesimi kendi şiirine alır ’ Sırr-ı Enel Hak söylersemAlemde pinhan gelmişemHem Hak derim Hak bendedirMem batini insan çıkmak bu fena darda Mansur’a düşerOl Enel Hak diyenin Sırrını dava ne bilir!.’’ Mevlana’ya atfedilen gazel şathiye örneğidir ’Dün gece seher vakti gökte sonu buldum Haşhaş tanesi içinde örs buldum’’ Kaygusuz Abdal’ın "Bir kaz aldım ben karıdan" ve "Kaplu kaplu bağalar" dizeleriyle başlayan şiirleri birer şathiyedir. Eşrefoğlu Rûmî de şathiyeler yazmıştır Bunlardan biri de ilk dizesi, "Tecellî şevki dîdârın beni mest eyledi hayran" olan şiiridir. Yunus Emre’nin; ’Çıktım erik dalına anda yedim üzümü’’ ilk dizeli şiiri Anadolu’da ilk şathiye örneği olarak kullanılan, metafor, simge ve remizler bakımından ilgi uyandırmıştır. Söz konusu şiire nazireler yazılmıştır. Şathiye söyleyen sufi şairler tarafından adı geçen şiir örnek alınmıştır. Yunus Emre’nin; ’Çıktım erik dalına anda yedim üzümü’’ ilk dizeli şathiyesi; Şeyhzade, Niyazi-yi Mısri, Bursevi ve Ali Nakşibendi tarafından şerh edilmiştir. Yazımıza Yunus Emre’nin bir başka şathiyesini alalım Haber eylen aşıklara, aşka gönül veren benim,Aşka paha kim yetire, aşk madenin bulan gök dolu bu aşk iken, aşksız hiç nesne yok iken,Aşk bahrisi olur iken denizlere dalan yüzünden su alıp, sunuveririm göklere,Bulutlayın seyran edip, arşa yakın varan olup şakıyan, gökte melaik dokuyan,Bulutlara hüküm süren, yağmur olup yağan göğün meleklerin, her biri bir cünbüşdedir,Hak Calap'ın zikrin eder İncil benim Kuran diyen değil gören, bildim diyen değil bilen,Bilen odur, gösteren o, aşka esir olan uçmak aşıklara, köşk ve saraydır onlara,Musa gibi hayran olup, Tur Dağı'nda kalan çalınacak görgil, haber böyle durur bilgil,Kalu bela kelecisin bunda haber veren oldum adım Yunus, aşk oldu bana kılavuz,Hazrete değin yalınız yüz süreye varan benim. Güncelleme Tarihi Haziran 10, 2021 1830Engin ÖZMEN- Caner AKSU/ESKİŞEHİR, DHAOluşturulma Tarihi Haziran 10, 2021 1830Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, vefatının 700'üncü yılında anılan büyük Türk mutasavvıfı ve halk ozanı Yunus Emre'nin, Türkçe'nin yüz akı olarak da bir kıvanç vesilesi olduğunu ifade ederek, "Yunus deyişlerinin aslında hem bir çocuğa hem de aynı anda çok bilge bir filozofa hitap edebilmesi hususiyetinde olması, yani öyle bir metin ki, öyle kelime, dize ki aynı anda çok büyük derinliklere filozofa ya da çocuğa ifade edebilme kabiliyeti var" Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, çeşitli programlara katılmak için karayoluyla Eskişehir'e geldi. Eskişehir Valiliği önünde Vali Erol Ayyıldız, AK Parti Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı ve Harun Karacan tarafından karşılanan Bakan Selçuk, Vali Ayyıldız'ı makamında ziyaret etti. Bilim Sanat Merkezi Yapım protokolü de imzalayan Bakan Selçuk daha sonra beraberindekilerle Eskişehir Olgunlaştırma Enstitüsü tarafından Anadolu Üniversitesi Türk Dünyası Bilim, Kültür ve Sanat Merkezi’ne kurulan serginin açılışına 700'üncü yılında anılan Yunus Emre’yi anlatan tablo ve dönem kıyafetlerinden oluşan 'Yunus Emre’yi Bilir misin?' adlı serginin açılışında konuşan Bakan Selçuk, Yunus Emre'nin Türkçe için bir yüz akı ve kıvanç vesilesi olduğunu kaydetti. Deyişlerinin hem bir çocuğa hem de bir filozofa hitap etmesinin ayrı bir kabiliyet olduğunu anlatan Bakan Selçuk, şunları söyledi"Bu kadar derin manalar içeren sözleri, bu kadar kısa ve öz biçimde ifade edip insanın, insanlığın hizasını oluşturabilecek derecede vukufiyetleri içeren bir anlam iklimini oluşturabilen Yunus Emre’nin gölgesinde, Yunus Emre’nin hatırasında buluşuyor olmak ve onu anarak birtakım projeleri, işleri yapıyor olmak gerçekten özel diye düşünüyorum. En önemli hususlardan birisi de Türkçe'nin doruk noktası olarak bu kadar derinliği çok sade bir şekilde ifade etme fırsatı veren bir anlayış olması. Bu anlayışın bizi götürdüğü dünyalar, insanımızı ve insanlığı da zenginleştirmeye devam ediyor ve Türkçemizin yüz akı olarak da bizim bir kıvanç vesilemiz. Bütün Yunus deyişlerinin aslında hem bir çocuğa hem de aynı anda çok bilge bir filozofa hitap edebilmesi hususiyetinde olması, yani öyle bir metin ki, öyle kelime, dize ki aynı anda çok büyük derinliklere filozofa ya da çocuğa ifade edebilme kabiliyeti var. Bize öngördüğü, önerdiği şey elbette tevazu. Bu tevazünün ötesinde ben davasından vazgeçmek. Bu ben davasından vazgeçmek için de dilin hükmüne boyun eğmek. Bütün bunlar bir araya geldiğinde eminim, gelecek nesiller de Yunus ile ilgili destansı hikayeleri, içerikleri paylaşmaya devam edecekler ama bizde elbirliğiyle, işbirliğiyle elimizden geleni bu vesileyle yapmış olmanın rahatlığı içinde olmak istiyoruz elbette."Cumhurbaşkanlığınca Yunus Emre'nin 700’üncü ölüm yıldönümü nedeniyle 2021 yılının ’Yunus Emre ve Türkçe Yılı’ ilan edildiğini hatırlatan Bakan Selçuk, Yunus Emre’nin ilahilerinden oluşan dinletiye MÜDÜRLERİYLE BİR ARAYA GELDİYunus Emre sergisinin ardından partisinin il başkanlığını ziyaret eden Bakan Selçuk, okul müdürleriyle de bir otelde basına kapalı olarak bir araya geldi. Bu tarihi şahsiyet hakkında rivayetler fazla ancak doğru bilgi oldukça azdır. Bu bakımdan rivayetlerden doğruyu çıkarmak, Yunus Emre’nin esas kimliğini belirlemek oldukça yüzyıl 13 ile 14. yy arası kabul edilir. Bu dönemde Büyük Selçuklu Devleti Moğol istilasına uğramış, devlet yıkılma aşamasına gelmiş ve Anadolu’da beylikler kurulmaya başlanmıştır. Anadolu’da var olan otorite boşluğu ve toprakların sürekli el değiştirmesi yüzünden de Anadolu halkı, yoksullaşmıştır. Bu dönemde fani herhangi bir şeye güvenemeyen halk, haklı olarak, ilahi güce sığınmıştır. Bu bakımdan da tekke ve tarikatlar güçlenmiş, yayılmıştır. Yunus Emre de bu dönemde yaşamış Hacı Bektaşi yoluna girmiş bir zamanlarda Yunus Emre ile ilgili yapılan araştırmalar artış gösterse de yine de çeşitli rivayetlerden toplama bilgiler ve onun eserlerinden çıkarılmaya çalışılan ipuçları ile yaşam öyküsü kurulmaktadır. Anadolu sahasındaki şairler hakkında yoğun bilgi birikimi bulunan tezkirelerde dahi Yunus Emre’nin adını çok göremiyoruz. Sadece Meşa’irü’ş – Şuara adlı eserde Aşık Çelebi Yunus Emre’ye yer Emre’nin Doğum ve Ölüm TarihiBeyazıd Devlet Kütüphanesi’nden alınan bilgiye göre Yunus Emre 1320 – 21 yılları arasında 82 yaşındayken hayata gözlerini yummuştur, buna göre şairin doğum yılı da 1240 ya da 1241 yıllarında olmalıdır. Tabii ki bu bilgi yetersizdir ve Yunus Emre’nin şiirlerine başvurulur. Yunus Emre şiirlerinde Mevlana’nın Ahmet Fakih’in ve Geyikli Baba’nın adını sık sık anar; ayrıca yaşadığı dönemin olaylarına da şiirlerinde yer verir. Bu bakımdan birçok araştırmacının kabulüne göre yukarıdaki tarihlendirme doğrudur. Yunus Emre’nin Doğum YeriYunus Emre’nin doğum yeri ile ilgili bilgiler kaynaklarda çelişkilidir. Ayrıca Anadolu’nun pek çok yerini gezdiği, bunun yanı sıra bir dönem Azerbaycan’a kadar ulaştığı verilen bilgiler arasındadır. Bu kadar yer gezmiş birisinin nerede doğduğu tam olarak tespit edilemez ama eldeki bilgiler kıyaslandığında Yunus Emre’nin doğum yeri İç Anadolu ile Batı Anadolu arasında bir Emre’nin Eğitim SeviyesiYunus Emre’nin eğitim seviyesinin ne olduğu, eğitiminin ne kadar önemi olduğu tartışma konusudur. Yani bir kısım araştırmacı Yunus Emre’nin eğitimini merak ederken bir kısım araştırmacı da bu eğitimin edebiyat tarihi için çok da önemli olmadığı görüşündedir. Yunus Emre’nin şiirlerine bakıldığında onun temel bilgileri aldığını görmekteyiz. Bu bakımdan şiirlerine bakan birçok araştırmacı Yunus Emre’nin düzenli bir eğitim aldığını ileri sürmektedir. Kimi araştırmacılar da bunu reddeder ve onun ümmi olduğunu yani düzenli bir eğitim almadığını ileri sürer. Aslında araştırmacıların öne sürdükleri bu iki durumun da kanıtları vardı. Kaynaklarda Yunus Emre’nin bir eğitim aldığında bahsedilmez ama şiirlerine baktığımızda onun en azından temel bilgilere sahip olduğunu görüyoruz. Bu bakımdan eldeki bilgiler Yunus Emre’nin eğitimi hakkındaki görüşlerin herhangi birisini kanıtlaması açısından Emre’nin eğitim durumu ile ilgili bir görüş daha mevcuttur. Buna göre onun şiirlerine bakarak onun bilgiyi “ilm-i ledün” olarak yani “gönül kitabı”’ndan almak istediğini görüyoruz. Bu aşamada onun herhangi bir medrese eğitimi alıp almadığı önemli olmaz çünkü böylesi bir bilgiyi isteyen kişi, medrese eğitimi almış bile olsa bu eğitimi yok sayacaktır ve edebiyat tarihi için de medrese eğitimi alıp almamasının bir önemi kalmayacaktır. Ayrıca o zamanlar Selçuklu devleti aydınlarının edebiyat dili Farsça idi. Eğer Yunus Emre düzenli bir eğitim alsaydı mutlaka eserlerinde Farsça kelimeleri sıkıştıracaktı ama Yunus Emre’nin şiir dilinde akıcı saf bir Türkçe vardır. Bu bakımdan sanıyoruz ki Yunus Emre’nin ilmi gönül kitabından okuma isteği daha ağır basıyor .Yunus Emre Batınî midir?Yunus Emre Türk tasavvuf edebiyatının ustalarından birisidir ki bu durum da onun Batınî olup olmadığı konusunu gündeme getirmiştir. Kimi araştırmacılar onun Batınî olduğunu dile getirir. Bazı araştırmacılar da onun tarikat ehli olup olmadığını sorgular. Yalnız Yunus Emre şiirlerinde Tapduk Emre’nin müridi olduğundan sıkça bahseder; ayrıca Hacı Bektaş-ı Veli Menakıbnamesi’nde Yunus Emre’den bahsedilir. Menakıpnamede Yunus Emre’nin bugünkü yere gelmesinde Hacı Bektaşi Veli’nin ve Tapduk Emre’nin öneminden Emre’nin Mezarı Nerede?Yunus Emre’nin doğum yeri hakkındaki soru işaretleri onun ölüm yeri için de geçerlidir. Bu konu da maalesef aydınlığa kavuşmamıştır. Kaynaklarda bununla ilgili verilen bilgiler çeşitli ve karmaşık olmakla birlikte onun Anadolu’nun pek çok yerinde bulunması da kafa karıştırıcı bir noktadır. Haklı olarak pek çok il, Yunus Emre’nin mezarını barındırdığını iddia etmektedir. Yalnız , kesin olmamakla birlikte, mezarının İç Anadolu bölgesinde olduğu Emre Hakkındaki İlk ve En Ünlü RivayetYunus Emre hakkında ilk ve en ünlü bilgi Uzun Firdevsî’nin ö. 918/1512 yazdığı sanılan Vilâyetnâme-i Hacı Bektâş-ı Velî’de yer almaktadır. Bu bilgi, Yunus Emre’nin derviş olma macerası ile ilgilidir. Buna göre Yunus Emre’nin derviş olma macerası şu şekildedir Yunus Emre, Sarıköy’de yoksul bir çiftçidir. Kıtlıktan o da payını almıştır ve ekecek buğday bulamamıştır. Köylüler ona Hacı Bektaşi’ye gitmesini, onun kapısının yoksula açık olacağını söyler. Yunus Emre de buğday almak amacıyla Karahöyük’e Hacı Bektaşi’nin yanına gider. Bir süre orada kalır, buğdayı da alır ama tam buğdayı alacakken Hacı Bektaşi Veli ona “nefes” vermeyi teklif eder. Hacı Bektaşi Veli’nin bu isteğini reddeden Yunus Emre sadece buğday almak isteyerek tarikattan ayrılır ancak yolda buğdayın nefesten daha önemli olmadığını anlayarak tarikata geri döner. Hacı Bektaşi Veli’den af diler Hacı Bektaşi Veli, onun dönüşünün çok geç olduğunu söyleyerek onu Tapduk Emre’ye yönlendirir. Yunus Emre, Tapduk Emre’nin yanına gelerek durumu anlatır, Tapbuk Emre’ye bu durum daha önce malum olmuştur ve Yunus’u tekkeye kabul eder. Tapduk Emre, Yunus Emre’nin zamanı gelince nasbini alacağını müjdeler ama önce tekkeye hizmet etmesi gerektiğini söyler. Yunus Emre, tekkeye 40 yıl hizmet eder ve tekkeye eğri odun dahi sokmaz. Bir gün Tapduk Emre tekkesinde büyük bir meclis kurulur. Yunus Emre’den başka bu mecliste Yunus Guyende adında bir Yunus daha bulunur. Tapduk Emre, Yunus Guyende’ye “ Yunus, söyle” der. Guyende bunu duymaz, Tapduk Emre üç kez tekrarlar lafını, üç kez de Guyende duymaz ve Tapduk Emre Yunus Emre’ye dönerek “Yûnus, vakit geldi, o hazinenin kilidini açtık, nasibini aldın, hünkârın nefesi yetişti, sen söyle!” der. O andan sonra Yunus Emre “inci ve mücevher” değerinde sözler söylemeye başlar. Menâkıb-ı Hacı Bektâş-ı Velî, s. 48-49.Yunus Emre’nin Edebî KişiliğiYunus Emre, sadece edebiyatımızın değil Türk dilinin gelişimi için de önemli bir sanatçıdır. Bu bakımdan onun edebî kişiliğini iki ayrı alanda Emre, çok güçlü bir duygu yoğunluğuna sahiptir. Onun eserlerinin bu kadar çok sevilmesinin altında yatan sır da onun bu duygu yoğunluğudur. Yunus Emre Divan adlı eseri ile ün kazanmışsa da bu ününü kazanmasında bu eserinde meydana getirdiği düşüncelerin etkisi çok büyüktür. Yani sadece bir duygu yoğunluğu yoktur, duygunun yanında bir düşünce deryası da mevcuttur onun Emre’nin her şeyden mutasavvıf olduğunu, onun şiiri bir araç olarak kullandığını unutmamak gerek. Şiiri aracılığı ile meydana getirdiği düşünceler, onu Yunus Emre yapmıştır zaten. Bir mutasavvıf olan Yunus Emre’nin şiirlerinde işlediği konular tasavvuf ile ilgili düşüncelerdir. Yani ilahi aşk, ilahi aşkın verdiği ruh hali ve coşkunluk, heyecan şiirlerinin ön planında yer alan konu ve Emre de her mutasavvıf gibi “insan-ı kamil” yani olgun insan olmanın yollarını işler. Bu yolda çekilen sıkıntıları işler. Bu bakımdan Allah aşkı onun ilk konusudur ama diğer mutasavvıflardan farklı olarak sadece Allah aşkını değil Allah’ın yarattığı her şeye duyulan aşkı inceler. “Yaradanı sev, Yaradan’dan ötürü” bu düşüncesini en iyi işleyen sözüdür. Zaten bu fikri ve zikri onu Yunus Emre yapmıştır. Şiir düşüncesini kardeşlik, barış ve sevgi üzerine kurmuştur. İnsanların din ve mezhep ayrımı ile ötekileştirmesine karşıdır. Yunus Emre’nin bu güzel düşünceleri ve şiir tarzı onu sadece lirik değil aynı zamanda didaktik yani öğretici de yapar. Yalnız onun öğretici yanı lirik yanı kadar kuvvetlidir. Kuru bir bilgi vermez, öğretici tarzı akıcıdır ve insanı rahatsız etmez. “Genel olarak, şiirlerinin didaktik edasının, onun lirik üslubunun içerisinde eritildiğini söyleyebiliriz.” Mine Mengi – Eski Türk Edebiyatı Tarihi, Emre’nin Divan’ında yer alan manzumeler dil bakımından da oldukça önemlidir. Bu manzumelerin dili Anadolu Türkçesinin tüm güzelliklerini verir. Ayrıca bu dönemin Türkçesinin gelişmesinde de önemli bir paya sahiptir hatta direk öncüdür bu manzumeler. Bu manzumelerin hemen hemen hepsi Yunus Emre’nin Türkçeyi kullanmaktaki başarısını gözler önüne serer. Yunus Emre “sehl-i mümteni” sanatını yani kolay gibi görülen ama yazılması zor olan cümleler meydana getirme sanatını oldukça iyi kullanır. Manzumelerine ilk bakışta bu cümlelerin herkes tarafından söylenebileceğine inanırsınız ama derine indikte o basit gibi görülen sözlerin sizde iz bıraktığını hissedersiniz. “Yaradanı sev Yaradan’dan ötürü” cümlesi Emre’nin şiir dilinde İslam’a ait terimlerin fazla olması ister istemez diline Arapça ve Farsça terkiplerin karışmasına yol açmıştır. Bu durum özellikle Rİsalet’ül Nushiyye adlı eserinde görülür ama yine de çok yoğun bir etkiden söz edemeyiz. Ayrıca bu iki dilden aldığı kelimeleri Türkçeden üstün tutmayarak yan yana kullanması da yazı dilinin mükemmele yakın olmasını Emre, halkın kullandığı atasözleri, deyimleri kendi şiirine katmaktan hiç usanmamıştır. Bu da onu halktan kopuk olmayan bir şair yapmış ve daha çok sevilmesine yol açmıştır. Dil açısından bakarsak da dilinin akıcı olmasını, anlaşılır olmasını yine halka yakın olmasına Emre, özellikle tekke edebiyatında kendi tarzını yaratmış, kendisinden sonrakilere örnek olmuş ve hatta “Yunus Tarzı”’nı yaratmış. Yunus Emre’den sonra onun gibi şiir yazmaya öykünen dervişlerin çıkması hem Yunus Emre’yi bu zamana kadar yaşatmış hem de onun hakkında bilgi karmaşasına neden Yunus Emre özellikle tekke edebiyatını etkilemiş önemli bir şair, halkın önemsediği bir mutasavvıftır. Kendi tarzını yaratabilen ve günümüzde bile düşünceleri ile bizi derinden sarsan Anadolu’nun bilgelerinden birisidir. Ayrıca onun bu düşüncesi ve şiirleri, Osmanlı edebiyatında Divan edebiyatını da etkilemiş, birçok aydın Yunus Emre’yi örnek Emre’nin EserleriYunus Emre’nin bilinen iki eseri vardır Divan ve Risaletü’n Günümüze kadar ününü kazanmasında en etkili olan eseridir. Yunus Emre’nin tüm düşünce dünyası bu eserde saklıdır. Yunus Divan’ı Yunus Emre’nin ilahi tarzındaki şiirlerinin yer aldığı defteridir. Bu ilahi tarzındaki manzumeler hece ölçüsü ile yazılmasına rağmen “müstefîlün/ müstefîlün / müstefîlün / müstefîlün” aruz kalıbında yazılmış musammat gazel izlenimi de Emre’nin Divan’ı Ahmet Yesevi’nin hikmetlerini andırmakta bu bakımdan kimi araştırmacılar bu manzumeler Ahmet Yesevi’nin hikmetlerinin takipçisi olarak görmektedir. Ancak Yunus’un ilahilerinde Ahmet Yesevi’den daha farklı bir tat vardır çünkü duygu yönünden daha Emre’nin Divan’ında sadece ilahiler yoktur. Münacat, naat, şathiye, miraciye gibi değişik türde şiirler de Nushiyye 630 dolaylarında olan Risaletü’n Nushiyye bir mesnevidir. Türkçe yazılmış ilk didaktik eser konumundadır. Eserin ilk on üç beyiti “fâilâtün/ fâilâtün / fâilün” kalıbı ile esas bölümü ise “mefâilün / mefâilün / fâilün” kalıbı ile yazılmıştır.

yunus emre yi anlatan yazı